9 Eylül 2008 Salı

son istek.


altın tozuyla boyayın yüzümü
cansız manken diye anılsın adım ağızlarda
tabutum 4x4 de götürülsün
karacaahmet mezarlığına
ünlü playboy ve işadamları kılsın namazımı
mal varlığımdan tüm emekli,dul ve yetim mankenlere maaş bağlansın
anıtım dikilsin avmlerin önüne
her boy tabutta
manşet olsun resimlerim gazetelere
ben de popüler kültür çocuğu olmak istiyorum
sizler gibi yaşayamadım
bırakın sizler gibi öleyim
belki kaybettirilmiş onuruma
tekrar kavuşurum.

karıncalar


çikolata tuzagımla 50 karınca attım camdan bugün
sonra aglamadım
ama üzüldüm
bisküvi ezdim kalanlar için
yuvalarının önüne
karınları doysun diye
vicdanım rahat olsun diye
bekledim tüm gece
hiçbiri gelmedi bisküvileri yemeye
yanaştım yuvanın önüne
hepsi ölmüştü açlıktan
hiçbiri çıkmamıştı korkusuna yuvadan
ikinci bir çikolata tuzağı sanılmıştı
paylaştıgım bisküvilerim karıncalar tarafından

ölüm tecrübesi.


Aşağıda yazılanların tekmili,yaşanmış gerçek olaylardır.Yazarın hayal gücü,bilinç altı ya da rüyaları gibi realiteye aykırı durumlarla ilgi ve alakası yoktur.

Hallelujah nağmeleri eşliğinde bir cenaze törenine konuk oldum.Ardı sıra 6.Cadde'nin ismini hatırlayamadığım bir parçası diğer bir faniye,faniliğini hatırlatırcasına çaldı ve bitti.Duvarda yazılmış kısa açıklamayı okuduktan sonra,bilgisayar başında oturan bayanın yanına yaklaştım.Bayanın Yasenincenazeşarkınne? anlamına gelen bakışlarından sonra,tereddüt etmeden 'Let Down'diyebildim.Tabut görevini üstlenmiş,üstü beyaz,saten örtüyle kaplı dikdörtgen şekilli mekanizmaya uzanmadan önce geride sadece çantamı bıraktım.Sağ elimi sol elimin üstünde,göğüs altında kavuştururken göz kapaklarımı aşağı indirdim ve uzun,beyaz duvarlarda benim sayemde can lanan Let Down ezgileriyle kendi cenaze törenimi 'canlı yayın'da hissetmeyi,duymayı,yaşamayı denedim.Bir gün içinde en az iki defa uhrevi dünyadan ölüm sinyalleri alan ben,böylesine planlanmış bir cenaze töreninde beklenilen 'ceset modu' na giremedim.Bilakis tavandan sarkan spot lambalardan henüz zamanımın gelmediği,yaşımın çok az!!olduğu türünden envai çeşit iletiler aldım.(Çakralarım yalan söylemez.)298 saniye süren cansız beden taklidinden sonra mekanizmanın üstünden indim.Adımın ve cenaze parçamın yazılı olduğu kartı aldıktan sonra bienalin diğer bölümlerini gezmeye başladım.

Mekanizma üzerinde gözlerimi içimden dışıma tekrar açtığımda,sürekli tahayyül ettiğim ütopik öbür dünya yansımaları içine mi girmiştim?Yoksa adaletsiz dünya devleti 41. sezonuna mı girmişti?Yaklaşık 5 dakikalık cansız beden rolünün,hayatımın henüz yaşanmamış kısımlarını ütopik cennete dönüştüren sihirli değnek görevi ile kutsanması dileğiyle...Ölmeden önce İstanbul Modern e uğrayın...

6 Eylül 2008 Cumartesi

DOSTOYEVSKI-Kumarbaz


Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir,demişler evvel zaman önce.Kanımca bu yargının belini büken,bu lafı edenin türünün ta kendisi.Zaman diye nitelediğimiz şeyin geçip gittiği;beraberinde nice şeyi alıp götürdüğü,yerine cici veya kakalarını getirdiği genel geçer bi yargı olsa da insan dediğimiz akıllı hayvanların öylesi büyük değişimler geçirdiğini pek sanmıyorum.Tezimi savunmak için de kıyısından köşesinden insan doğası konusuna girmek farz oldu.

Bu konu üstüne yazılıp çizilen tonlarca materyal varken çorbaya benim de bir katkım olsun.Günümüze kadar süregelen nice çatışmaların,kutuplaşmaların,etiketlerin kaynağının basit mi basit bir sorudan çıktığını söylesem pek abartı olmaz.Soru kabaca şöyle:

İnsanoğlu denilen türde kalıtsal ya da ortak bir karakteristikten söz edilebilir mi,yoksa her birey kendini bulunduğu çevrenin koşulları ve tecrübeleri içinden mi yaratır,bir nevi öz mü varoluşu;varoluş mu özü belirler?

Naçizane şahsımın fikrini sorsalar,ben kesin bi cevap veremem bu kutsi soruya.İlk fikre göre insan doğası aç gözlüdür,bencildir,cömerttir ya da vahşidir diye bir yargıya varmam gerekir.Diğer teze göre ise insan doğasında herhangi bir ortak özellikten bahsedemeyiz,her insan kendi özünü(kişiliğini,huyunu,cinsini vs)deneyimlerinden,bulunduğu çevrenin koşullarından yararlanarak oluşturur.

Kanımca iki tez birbirini tamamlayıcı nitelikte.Kesin olarak o veya bu fikir doğrudur diye bir teze varmak çok zor.konuyu nereye bağlayacağım,biraz dağıldı gibi,ama durumu kısaca toplayacağım.Yaklaşık 150 yıl önce uzak diyarlarda büyük üstad Dostoyevski'nin kaleminden çıkma bir paragraf nedense beni yukarıda yazıya dökmüş olduğum düşüncelere sevketti.Üzerinden 150 de 1500 sene de geçse insanın,insan doğasının ortak duygularını,hayallerini,acılarını,tedirginliklerini daima hatırlatacak küçük bir paragraf.Birbirimizi uzak mekanlarda,uzak boyutlarda tanısak da o beni hep duymuş,hep duyacak gibi.Sanki birlikte aynı sözleri yazıyormuşuz gibi...



'...evet,öyle zamanlarda insanı en garip,en olmayacak fikir kavrayıverir ve insan o fikrin hemen gerçekleşeceğine inanır...O kadarla da kalmaz:O fikir aklınıza geldiği zaman siz şiddetli,ihtiraslı bir arzu içinde iseniz artık o fikir,kesinlikle olacağı muhakkak,önüne geçilmez birşeydir ve kaderin ta ezelden beri zaruri kıldığı bir şey gibi görünür insanın gözüne...Kim bilir?Belki bu da,nasıl söyleyeyim?Bir takım peşin hislerin birbirleriyle karışmasından doğan bir durum,iradenin ciddi bir gayreti,insanın kendi hayali ile kendini zehirlemesidir.Bilmem;fakat o gece,hiç unutmayacağım o gece,benim için bir mucize oldu.Gerçi hesapla onu izah etmek pekala mümkün ama ben onu yine bir mucize diye karşılamaktan kendimi alamıyorum.Niçin ondan o kadar emindim?O emniyet,o kesinlik benim içime neden uzun zamandan beri yerleşmiş gibiydi?Tekrar ediyorum,ben onu çoktan beri bir ihtimal,hafif bir ihtimal diye değil,olması mukadder bir şey diye düşünüyordum.'

(dostoyevski-kumarbaz)

2 Eylül 2008 Salı

GRAVENHURST


İngiltere’nin derin denizlerinden gelen naif dalgası Gravenhurst hassas kıyıları vurmaya geliyor,'Ben burdayım dinleyicim,siz nerdesiniz?' diyerekten...

Ne memleketlisi Pete Doherty gibi uyuşturucu ve aşk vakaları ile gündemin gediklisi, ne de diğer yaşıtları gibi brit-pop sevdalısı. İngiltere’den duymaya pek alışık olmadığımız bir sound'un en yeni temsilcilerinden. Müzik dünyasının gerilerinde de olsa kariyerine sağlam taşlara basarak devam eden Gravenhurst adeta hastalıklı ruhların kriz dönemi ilacı.

1999 yılında vokalist ve gitarist Nick Talbot'un öncülüğünde Bristol'de kurulan grup,’Internal Travels’ adlı ilk albümlerini 2002 yılında çıkarmış, bunu takiben 2003 yılında ikinci meyveleri ‘Flashlight Seasons’ müzik raflarında yerini almış. İlk iki albüme hâkim olan folk havası,2005 yılında yayınlanan 'Fires in Distant Buildings' albümüyle kırılmaya başlanmış,2007'de çıkan 'Western Lands'le elektro-serpiştirilmiş, uzun bas sololarla bu geleneksel hava hissedilmez olmuştur. Az sözlü, uzun enstrümental ağırlıklı parçalarla gittikçe post-rock türüne yaklaşmaya başlamıştır.

Nick Talbot'un mükemmel söz yazarlığının her albümde artarak kanıtlandığı parçalar, basgitarın acıklı sound'ı ile hedeflediği hassas kalpleri tam ortasından vuruyor. İlk dakikalara hakim düşük tempolu Talbot yorumunun, daha sonra yerini elektronik öğelerle de bezenen bol gürültülü elektro-bas çiftine bırakarak soloya dönüştüğü parçalar özellikle Gravenhurst'ün nazar boncukluk çalışmaları. Yeni başlayanlar için birkaç kilit parça ismi vermekte yarar olacak.'Fires in Distant Buildings' albümünden uzun bas-gitar sololarıyla öne çıkan 'Songs from the under Arches' ile Western Lands albümünden samimi ve kaliteli sözleriyle ve tabi ki basgitar sound'ı ile kulakları hoş tutan 'Trust' yeni başlayanlar için iki kilit şarkı kanımca.

Gravenhurst'ün etkileyici parçalarına soundtrack albümlerinde de rastlamak mümkün.2004 yılında çekilen 'Dead Man's Shoes' ve 2007'de çekilen 'This is England' filmlerine naif parçaları ile eşlik etmişler,sahnelere ayrı bir kimlik kazandırmışlardır.

Gravenhurst, İngiltere’nin kaliteli basın organlarından da hakettiği ilgiyi görüyor. Sunday Times,Guardian,MusicWeek gibi yayımlar,Talbot'un gerek etkileyici ses ve yorumu gerekse de şarkı sözleri hakkında oldukça iyi yorumlar yapmışlar,Gravenhurst'ün kendine has bir alan yarattığı hakkında da hem fikir olmuşlar.Doğru söze ne gerek?

CAT POWER






Arka planda çalan piyano eşliğinde melankolik şarkı sözleri, Chan Marshall'ın cazla buğulanmış sesi ile birleşip en sert kalplere bile erime garantisi veriyor...

Cat Power,Chan Marshall'ın sahne ismi olarak oluşturulmuş,en kabasından indie\singer-songwriter sınıfına muhatap kılabileceğimiz ABD çıkışlı bir isim.Indie müzik dünyasının bol erkekli brit istilasına uğradığı son dönemlerde,Chan piyanosunun naif tuşlarıyla bir nevi 'Kadın Gücü'nü temsil ediyor.Köşeme çekilir,ekose gömleğim,yırtık blue-jeanimle müziğimi yaparım diyen Cat Power’ın sesini duyurması için çok da uğraşması gerekmiyor aslında.1995'te çıkardığı 'Dear Sir'albümüyle aktif olarak müzik yapmaya başlayan Cat Power,gerek parçalarına gerekse de kişisel tarzına hakim olan sadelikten ödün vermeyerek 7 albüm daha yayınlamıştır.Kendi yazdığı,bestelediği,çaldığı ve söylediği parçaların dışında 2000 yılında 'Covers Record' adında bir cover albümü çıkararak bundaki yeteneğini de kanıtlamış oldu.Lou Reed,Bob dylan gibi isimlerin parçalarını coverlayan Chan,ayrıca konserlerde,çeşitli canlı yayınlarda White Stripes,Oasis,Nina Simone gibi isimlerin de parçalarını Cat Power tozu serperek yeniden yorumlamıştır.

2006 yılında yine kendi içine dönen Marshall,'The Greatest' albümünü yayınlamıştır. Albümün adı her ne kadar bir nevi 'Best Of 'çağrışımı yapsa da albümdeki parçaların hepsi yenidir ki bir parçasının ismi de 'The Greatest'tır.Cat Power'ın depresif şarkı sözleri,düşük tempolu sound'u yer yer hareket kazansa da çoğu parça bu yoğun havadan kurtulamaz.Tüm albümlerinde hissedilen melankolik dalga,dolayısıyla Cat Power'ı da,birçok konserinde şarkıları hatta konserleri yarım bırakmasıyla ünlü etmiştir.

Coverlardan uzak kalamayan sanatçı en son 2008 yılında 'Jukebox' adını alan ikinci bir cover albüm çıkarmıştır. Vazgeçilemeyen klasikler sanatçılar olarak Bob Dylan, Jessie Mae Hemphill'in parçaları albümde göze çarpan isimler olmuştur. Ayrıca sanatçının Bob Dylan sevgisi gözden kaçmamış olacak ki, Dylan için tribute albüm olarak hazırlanan 'I'm not There OST'sinde, 'Stuck Inside Of Mobile With The Memphis Blues Again' parçasını yeniden yorumlamıştır.

Sanatçının her parmağında bir marifet var desek abartmış olmayız. Şarkı sözü yazarlığı, onlarca cover yorumculuğu derken en son beyaz perdede de Chan Marshall’ın güzel yüzüne rastladık. Uzak Doğulu yönetmen Wong-Kar-Wai'nin 'My Bluberry Nights'ında Jude Law'un unutulamayan aşkını canlandıran Marshall, her ne kadar kısa bir süre görünse de, arka planda
çalan 'The Greatest' parçası ile bu görüntüler birleşince film izleyicileri için damakta hoş bir tat

bırakıyor.



GOD IS AN ASTRONAUT


'Tanrı bir astronottur' deyip parçaların isimlerinden başka yazılı materyale rastlanmayan albümleri, dinleyicinin de dinleyici olmayanın da kafasını allak bullak edip öylece bırakıyor.

İrlanda, Dublin çıkışlı grubun, post-rock janrının en güzel köşelerinden birinde durduğunu desek abartmış olmayız.2002 yılında Torsten-Niels Kinsella kardeşler ve çocukluk arkadaşları Lloyd Hanney tarafından kurulan grup,6 yıllık müzik kariyerine,'The End of the Begining' ile başlamış,'All is Violent,All is Bright'(2005),'A Moment of Stillness'(2006) ve 'Far from Refuge'(2007) ile devam etmişlerdir.

Tamamen enstrümental, sözsüz parçalar grubun en göze çarpan özelliği. Her ne kadar adları sıkça Explosions in the Sky ile Mogwai arasında bir yerlerde anılsa da, kendine özgü sample'ları bu yüzeysel benzerliği kısa zamanda siliyor. Grubun adından da az çok anlaşılacağı gibi parçaların isimlerinde de uzay, boşluk, sonsuzluk, mekânsızlık vurgusu çok fazla. Dinleyiciyi de kısa zamanda kendi yarattığı bu evrene sürüklemeyi başarıyor. Kişinin iç dünyasıyla birleştirdiği bu yeni dalga ise tadından yenmeyecek bir hale geliyor. Sözlerin olmaması ise dinleyiciyi, parçanın kişiselleştirilmesi bakımından çok elverişli bir konuma sokuyor. İstediğiniz yöne çekebileceğiniz; aşk, sevgi, ölüm, hayaller ya da bin bir çeşit ruh haliyle bezeyebileceğiniz bu parçalar mp3'lerin ve melankolik gecelerin vazgeçilmezi oluyor.

İrlandalı grup, parçalarındaki söz eksikliğini gerek konserlerinde gerekse de müzik kanallarında döndürdükleri video ve kliplerle kapatıyor. Parçalarında, her ne kadar yaşanılan dünyadan uzaklarda hikâyeler anlatsalar da kliplerindeki savaş ve nükleer bomba temaları, grubu insanlık dramının ortasına geri döndürüyor. Eski-yeni çeşitli video görüntülerinin yamasıyla oluşturulmuş klipler,God is an Astronaut'un kendine has bas-gitar-davul üçlemesiyle enfes bir uyuma ulaşıyor.

2007 yılında ülkemize de teşrif etmiş grubun, yorucu şehir hayatından az da olsun kurtularak kanatsız, göklerde süzülebilmek umuduyla bizleri tekrar ziyarete gelmesini bekliyoruz...